“Genel olarak toplumda bir çürüme var. Bundan elbette o toplumun gençleri de nasibini alıyor. Bir tarlayı gereği gibi işlemez, kendi haline bırakırsanız orada çakıl dikenleri veya ayrık otları yetişir.”
“Şahsımla ilgili nefsime yapılanlarla ilgili kim-seye kin ve garez beslemem. Ama değerlerime zarar verenlere de bigâne kalmam mümkün değil. Tavırsız kalmam düşünülemez”
Milyonların yüreğine şiir olup akmak nasıl bir duygu?
Atatürk’ün çok hoşuma giden sözlerinden biridir. Der ki:“Yapılan işlerin şerefi bana değil milletimize aittir”
Bunu şunun için söylüyorum. Eğer dediğiniz gibi destan olup gönüllere akabildiysek. Bunu ruhumuzun vatanı olan lisanımıza borçluyum. Yani ortada bir başarı varsa bu başarı benden ziyade dilimize, güzel Türkçemize aittir.
Ben bu başarının zirvesinde olan birisi değilim. Yerimin neresi olduğunu en iyi millet biliyor. Niyet güzelse, milletten de bunun karşılığını görüyorsunuz. Yani millet sizi bağrına basıyorsa burada yaşanan duygu tek kelime ile güzel. Ancak her güzeli yakalamanın bir bedeli var… Büyük başarılara büyük yorgunluklardan sonra ulaşılıyor.
Yorgun musunuz?
Yorgunum… Daha doğrusu biraz gönül yorgunuyum… Güvendiğiniz dağlara kar yağsa siz de yorulursunuz…
Çok mu umutsuzsunuz?
Hayır, katiyen… Sanatıma gölge düşer endişesiyle kıvırmayı sevmem. Sizin bildiğiniz gibi, cümle âlem de biliyor ki ben ülkücü bir insanım. Bunu her zeminde göğsümü gere gere söylerim. Ülkücünün belki amelinde noksanlık bulursunuz… Ama imanında asla noksanlık olmaz. Dolayısıyla ehli imana umutsuzluk yakışmaz.
Öyle bir hal üstüme çöreklenecek olsa hemen bir Kerkük hoyratı düşer aklıma:
“Düşer bir gün;
Yıkılır düşer bir gün
Namerde düşen fırsat,
Bize de düşer bir gün…”
Yoruma hacet yok sanırım. Umut yitti miydi; başka yitirilecek şeyiniz kalmaz…
Yetişmesine katkıda bulunduğunuz gençlik hedefin neresinde?
Bizim nesil başta merhum Alparslan Türkeş gibi Dündar Taşer gibi, Nihat Atsız gibi, Osman Yüksel Serdengeçti, Necip Fazıl, Nurettin Topçu, Mehmet Fevzi Efendi, Erol Güngör, Seyyid Ahmet Arvasi, Necmettin Hacıeminoğulları, Ahmet Kabaklı şu anda yaşayanlardan Ergun Gözelerin yanı sıra burada belki tek tek ismini sayamayacağım nice pınarlardan su içerek birbirini yetiştiren bir nesildir.
Gençlik yetiştirmek kolay bir iş değildir. Hele bu devirde çok daha zor. Bir nesle mühür vurmak, başta Başbuğ Türkeş olmak üzere yukarıda saydığım ve sayamadığım müstesna yüreklerin işidir.
Gençlik şimdi ne halde peki?
Genel olarak toplumda bir çürüme var. Bundan elbette o toplumun gençleri de nasibini alıyor. Bir tarlayı gereği gibi işlemez, kendi haline bırakırsanız orada çakıl dikenleri veya ayrık otları yetişir.
Biz tarlaya iyi hizmet edemiyoruz. Elimiz kolumuz bağlı. Öküzlerin de saman yemekten tarla sürmeye hali yok. Ama ben yine de gençlerden umutluyum. İnşallah bizim yaptığımız hatalardan ders alacak ve onlar aynı hataları yapmayacak.
Ozanlıkta hiç ustanız oldu mu?
Hayır olmadı. “Şu benim ustam” yani “ben şunun dizinin dibinde bu işin öğrenimini yaptım” diyebileceğim biri yok.
Benim ilk tanıdığım halk aşığı Ardanuçlu Aşık Efkâri oldu. Perşembe Öğretmen Okulu’nda okurken milli eğitimin tavsiyesiyle okulumuza gelmişti. Öğrencilere halk edebiyatının uygulamalı örneklerinden oluşan bir sahne muhabbeti yapmıştı. Onu orada tanıdım. Okulda bir hafta boyu beraber olduk. Sonra haberleşmemiz karşılıklı mektuplaşmalarımız oldu.Ancak usta-çırak ilişkisi boyutunda değil. Gerçek bir Hak ve halk aşığıydı. Allah gani gani rahmet eylesin…
Hiçbir ozandan da mı etkilenmediniz?
İşte onu söyleyeceğim. Ben benden önceki yakın tarihimizde yaşamış hatta asırlar öncesi yaşamış birçok âşıktan etkilendim. Onların hayatlarını, cönklerini okudum. Her biri benim için ayrı ayrı çiçeklerdi. Arı misali bu çiçeklere konarak çiçek özü toplamaya çalıştım. Yunus’tan Karacaoğlan’a, Dadaloğlu’ndan, Pir Sultan’a, Köroğlu’ndan Çıldırlı Âşık Şenlik’e, Âşık Sümmani’ye, Âşık Huzuri’ye kadar hatta Aşık Elesker’e, Heydar Baba’ya kadar daha niceleri… En çok hoşlandığınız kişi kendinize benzeyen veya kendinizi benzettiğiniz kişidir. Ben Everekli Seyrani babayı çok severim. Onda kendimi bulurum biraz. Bu arada şairlerimizden başta Mehmet Âkif Ersoy olmak üzere, Yahya Kemal Beyatlı, Mehmet Emin Yurdakul, ayrıca Nihal Atsız her türlü eseriyle, hayatımın şekillenmesine sebep olmuşlardır. Mesela Mehmet Âkif Ersoy’un bir sözü vardır der ki ; “Budur âlemde benim en beğendiğim meslek;
Sözüm odun gibi olsun hakikat olsun tek”
Sizden başka haykıran ozan var mı?
Mehmet Emin Yurdakul der ki: “Şairleri haykırmayan bir millet, / Sevenleri toprak olmuş öksüz çocuk gibidir” Ozan Arif’ten başka haykıran bir ozan var mı?
Nerdeyse fıtraten her ferdi ozan olan Türk milletinin bu işi yapan öyle yürekleri var ki saymakla bitmez. Bugün Yavuz Bülent Bakiler, Bekir Sıtkı Erdoğanlar, Abdurrahim Karakoçlar ismini sayamadığım niceleri bu milletin haykıran yürekleridir. Bu arada ismini duyuramamış nice gençlerimiz var. Mesela Ali Kınık diye bir kardeşimiz var ki çok dikkatimi çekiyor. Onda istidat ve dolayısıyla gelecek görüyorum…
Tabi tek değilim. Teklik Allah’a mahsustur. Hani bir laf vardır. “Elde bulunan beyde bulunmaz” diye. Bu bağlamda ben kendimi hâlâ da öğrenme durumunda görüyorum. Ozanlık geleneğinde de o eski dönemler bitti. Size bir şey söyleyeyim mi bu işte en iyi usta kitaplar… Okumanın yetenekleri geliştirdiğine uygulamanın da okumayı körüklediğine inanıyorum.
Gönül yorgunluğu tamam da kırgınlık var mı?
Buna isterseniz bir dörtlüğümle cevap vereyim.
“Ozan diye tanır tanıyan beni
Gönlümde yaşatmam garezi kini
Velâkin memleket millet haini
Olanlarla aram serin bilinir…”
Yani, şahsımla ilgili nefsime yapılanlarla ilgili kimseye kin ve garez beslemem. Ama değerlerime zarar verenlere de bigâne kalmam mümkün değil. Hele hele zulüm varsa kinim hiç bitmez. O kinle yatar o kinle kalkarım…
Şiirinizde arzu ettiğiniz oldu mu?
Unutulmaz mısralarınız var. “Ülkücü davasını yaşamalı bilmeli/ İktidara gelirse hak ederek gelmeli” sizce bu mükemmel nasihat hedefine ulaşılabildi mi?
Bu bir nasihatse ulaşan gönüllere ulaştı. Hedefine de ulaşacağına eminim… Yahu Ünal Bey kardeşim, siyasetten uzak bir sohbet yapacaktık. Yine döndük dolaştık siyasete bulaştık.
Ama en son çıkan kasetinizde siz de mecbur kalmadınız mı “Ak mı Kara mı?” demeye
Evet, bu günlerde “Ak mı? Kara mı ?” diye bir destan kasetim çıktı. Çıkmasıyla da fincancı katırları ürktü. Her tarafta çifte atıp duruyorlar. En iyisi bu mevzuu kapatalım.
Anılara yolculuk
Bir değil bin tane unutamadığım hatıramı anlatabilirim. Ancak bu sohbet, biraz buna müsait değil bence.
Ama şunu söyleyeyim Samsun’da Ülkü-Bir Başkanı’ydım. Samsun’un ilk şehidi eğitim Enstitüsü öğrencisi Tokat Artovalı Davut’u, vuruluşunu, O’nun kucağımda ruhunu teslim edişini, O’nu Arabacı Musaköy’de defnedişimizi hiç unutamıyorum.
O acı hatıramı bile anlatsam bu sayfalar yetmez… Suluova’da bombalanışımızı… Şehitleri-mizin yürek parçalayan halleri… Daha niceleri…
Eğer hatıraların dünyasına girersek bir daha çıkamayız. Şehitlerimize de Allahtan rahmet dili-yorum.
Her isteyen ozan olabilir mi?
Allah’ın verdiği kabiliyet çok önemlidir. Hatta gereklidir. Ama o işi yürütmek güzel meyveler vermesini sağlamak için çalışmak şarttır. Yoksa tekerlemeci olarak kalırsınız. Elektriği bulan Edison bile ne diyor baksanıza;
“Bütün buluşların yüzde doksanı terdir, yüzde 10’u hünerdir.”
Bana göre de her şiir, her destan yeni bir buluştur. Velhasıl çalışmanın, okumanın önemi büyük tabi… Ancak kabiliyet olmadan duymadan bu iş olmaz. Olsaydı çağın icadı bilgisayara çoktan şiir yazdırmışlardı bile…
Kısa Kısa…
Yine öğretmen olsaydınız?
Bütün öğrencilerime öğretmen olmalarını tavsiye ederdim.
En son bitirdiğiniz kitap?
Şu Çılgın Türkler…
Bilgisayar
kullanıyor musunuz?
Eh işte daktilo niyetine, tabi diğer nimetlerinden de yararlanmaya çalışıyorum..
Konserine gittiğiniz sanatçı oldu mu ?
Çok oldu. Son zamanlarda zaten zaman zaman beraber olduğumuz Esat Kabaklı’yı, İsmail Türüt’ü dinlemekten ayrı bir zevk alıyorum. Konserlerine gitmesem de Mükerrem Kemertaş, Turan Engin, Emel Taşçıoğlu, Kubat, Zara, Mustafa Keser, Müzeyyen Senar dinlemeye doyamıyorum.
Yaş günü, anneler günü, sevgililer günü vb. inanır mısınız?
Hayır inanmam. Ayağınıza taş değse “ay anam” diyorsunuz. Böyle bir mukaddesat bir güne sıkıştırılır mı? Bu işler bana çok naylon geliyor.
Hangi burçtansınız?
Burçlara da inanmam. İnsanın imanı kuvvetli ise her şeyini kontrol edebilir.
Kendi burcumu da bilmem. Benim doğum tarihim nüfus kâğıdımda 10.06.1949 yazılı ama pek doğru değil herhalde. Yılı doğru olabilir 1949 yılının kurban bayramı arifesinde doğmuşum
Röportaj Tarihi : 26.06.2006 yeniçağ
OZANIM GÖNLÜMÜZDESİN….
By: BATUHAN MİRALAY on Haziran 7, 2007
at 7:20 am
haklısın ozan arif hep haklısın
By: murat kaçmaz on Temmuz 8, 2007
at 9:35 pm
kalbimdesin
By: murat kaçmaz on Temmuz 8, 2007
at 9:36 pm
OZAN ARİF KÜRE İ ARZDA YAŞAYAN EN BÜYÜK ÜLKÜCÜDÜR
By: murat on Temmuz 10, 2007
at 3:30 pm
ozan ARİF e
namerde düşen fırsat
sanada dusecek bır gun!
By: sait on Temmuz 26, 2007
at 7:02 am
yorma reis gonlunu bu millet ne devlet ler gordu………….ELBET GIDECEK BIRGUN BIZDEKI BU ILLET
By: zafer kaya on Ağustos 11, 2008
at 7:53 pm
ARKANDAN ULKUCU GENLIK GELIYOR REIS YURU YOLUNDAYIZ HEP BIRLIKTE YANINDAYIZ
By: zafer kaya on Ağustos 11, 2008
at 7:54 pm
ÜLKÜCÜLERİ AYAKTA TUTAN DAYANAGIMIZSIN. MHP……. OZAN ARİF
By: burcu_siller on Eylül 3, 2008
at 1:30 pm
hem hemserim hem ülküdasım hemde ozanımsın ozan arif
By: furkan on Ekim 17, 2008
at 10:04 pm
sen bizim başbuğumuzdan yadigarsın abimizsin dediğin gibi 30 kupona alınmadı bu vatan kimseler c5 yaşamadı kimseler sürgün yemedi kimse senin gibi babam bile doğruyu söylemedi abi
By: HÜSEYİN ARAN on Eylül 7, 2009
at 7:26 pm
ben ozanın kardesiyim bn abimle gurur duyuyorum bu vatanı bizler koruyup bizler el üstünde tutacağız bunun içn elimizden geleni de gelmeyeni de yapmaya çalışacağız buna and içerim…
By: ...... on Ekim 25, 2009
at 6:12 am